|
|
|
MACERAYA HAZIR MISINIZ ?...
Günümüzün
iş yaşamında, yoğun geçen bir yılın yorgunluğunu, stresini atmak, geride
kalan şeyleri unutup, rahat, huzurlu ve dinlendirici bir tatil yapmak
hepimizin hayallerini süsler. Süper lüks bir beş yıldızlı otel veya
cennet gibi bir tatil köyü eşlik eder bu düşlere çoğunlukla... Gidiş
ve dönüş yolculukları rahat ve sorunsuz olmalı, tatil boyunca hiç bir
şey huzurumuzu kaçırmamalı, bırakın sinirlerimizi bozmasını, kafamıza
bile takılmamalıdır. İyice dinlenip bolca eğlenerek, güzel anılarla
ve yorucu iş yaşamına yeniden başlamak için yeterince enerji depolayarak
dönülmelidir geriye.
Peki, alternatifi
yok mu bu tatil anlayışının?.. Tatile giderken, gezip görmek, dinlenmek,
eğlenmek, denize girip güneşlenmek, kayak yapmak ya da bol bol yiyip
içmek dışında bir seçeneğimiz yok mu?.. Tabii
ki var. Hem de birçok seçenek!.. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi
ise, macera gezileri...
Sığ ve dingin sulara değil,
hırçın ve dipsiz okyanuslara dalmak... Cadde üstündeki bir kafede değil,
bir çölde beş çayı içmek... şehrin bir adım ötesindeki kırlara değil,
Amudsen gibi dondurucu, aman vermez kutuplara sevdalanmak... Alçak tepelere
değil, karlı dağların yüksek zirvelerine göz dikmek...
Dünya Spor Hekimleri
Birliği Başkanı Prof. Dr. Wildor Hollmann, insanlardaki tehlike eğiliminin
köklerinin homo sapiens'in gelişiminde aranması gerektiğini iddia ediyor.
"Genç insanların, bizim yüksek teknolojiyle donanmış gündelik hayatımızda
tehlikeye meydan okumalarına imkan yok. 20 yaşına geldiğinde memur statüsü
edinen insanlar belki maddi açıdan hayatlarını garanti altına alıyorlar
ama bedensel ya da ruhsal olarak kendilerini kanıtlama olanağı kalmıyor."
diyor Hollmann ve kahramanlık gösterilerinin kabile geleneği olduğu
"ilkel" kültürlere dikkat çekiyor.
Freud Enstitüsü
araştırmacılarından psikolog Werner Gross; "korku da zevk de, bedensel
uyarılmanın biçimleridir. Kalp hızla çarpar, bütün dikkat tehlikede
yoğunlaşmıştır, vücut tepki vermeye son derece hazırdır. Bu durumu,
zevk veya korku olarak yorumlamak tamamen kişisel yaklaşıma bağlıdır"
diyor.
Psikanalist Wolfgang
Leuscner ise, maceracıların tehlikeyle ilişkisini Kristof Kolomb gibi
kaşiflerin maceralarına benzetiyor. Ona göre artık dünya haritasındaki
beyaz lekeler kayboldu, dünyanın keşfedilmeyen bir yöresi kalmadı sayılır.
Yeni dünyalar keşfetmek hemen hemen imkansızlaştı. Ancak insanların
içinde hala eskiden olduğu gibi keşfetme istekleri var. Kendini gerçekleştirmenin
yollarını dışarıda bulamayanlar, artık kendi benliklerinin yeni boyutlarını
keşfetme yollarına düşüyorlar. Çünkü korku sınırlarının ötesinde bilinmeyen
bir yerde, her bireyin keşfedilmemiş yeni bir kıtası bulunuyor.
Her macera gezisi, yaşam
boyu yalnızca bir kez yaşanacak bir deneyimdir. İnsana zevki ve heyecanı
birlikte yaşatır. Adrenalin yükselir. Gündelik yaşamın ve sıradanlığın
dışına çıkılır...
Fakat; sınırları zorlamak,
sürprizlere açık olmak, yani macera yaşamak, amatör maceracıların eline
bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir. NO LIMITS Adventure Travel,
bu tür gezilerde uzmanlaşmış bir seyahat acentesi. No Limits'in, felsefesi
yukarıda anlatılan macera turlarından bazılarını, bu sayıda inceledik:
|
Jambo
Klimanjaro (Swahili dilinde "Merhaba Klimanjaro")
|
KLİMANJARO, KENYA ve TANZANYA: Bu tur Afrika'nın en yüksek zirvesi olan
Uhuru Noktası'na (Uhuru Point - 5895m.) ulaşmayı hedefliyor. Afrika'nın
göz alabildiğine uzanan savanalarından geçip muz ormanlarına, oradan
Moor Ülkesi'ne (Moor Land) ve dağ çöllerini aşıp, buzullar arasındaki
Klimanjaro'nun en yüksek noktası olan Uhuru'ya ulaşıyor. Klimanjaro
zirve tırmanışının dışında kalan günler ise, Kenya'nın ve Tanzanya'nın
en görkemli "vahşi yaşam rezervleri"nde geçiyor. " Hava
açık , gökyüzünde binlerce yıldız parıldıyor. Ağır ağır yükselmeye başlıyoruz.
Saatler saatleri kovalıyor ve en sonunda saat 06.18'de Gillmann's noktasına
ulaşıyoruz. şu an 5641 m. yukarıdayız ve Gasper'ın iyi olmayan eldivenleri
nedeniyle üşüme eğilimindeki el parmakları dışında bir problem yok.
Mavenzi zirvesi yönünden güneş kendini gösteriyor. Manzara inanılmaz,
oturup tüm soğuğa ve rüzgara rağmen seyrediyorum bunu termosumdan koyduğum
bir bardak lezzetli Tanzanya kahvesinin sıcaklığıyla. Bir süre sonra
Gasper ellerinin iyi olmadığını söylüyor. Tekrar yola çıkıyoruz, sırtlardan
ve 50 ila 60 m.'lik buz duvarları arasından yürüyerek doğruca Uhuru
Peak'e, yani Özgürlük Tepesi'ne ulaşıyoruz. Yani; 5895 m.'ye, yani;
tüm Afrika kıtası'nın en yüksek noktasına... Bir Kıta ki; siyah insanıyla,
florasıyla, faunasıyla önümde, aşağılarda bir yerlerde sere serpe yatıyor.
Ben ise tüm bu güzelliklerin en yükseğinde, buzulların, yani "Klimanjaro'nun
karları" arasındayım. Boşluğa haykırmak istiyorum Afrika'nın taa
en yükseğinden; "buradayımmm..." diye..."
Alper SESLİ Dağcı - Gezgin / '95 Arusha
|
Dünyanın
son el değmemiş toprakları IRIAN JAYA:
|

Tüm maceracılara sorun, dünyanın en inanılmaz ve macera dolu bölgesi
neresidir diye, size Endonezya ile Yeni Gine Papua arasına sıkışmış
olan IRIAN JAYA diyeceklerdir. Bataklıkları, jungle knife'lar ile açılan
yollar, inanılmaz bir flora ve fauna zenginliği ve 50 - 60 yıl öncesine
kadar insan eti yiyen Dani, Yani ve Lani yerlileri sizleri bir zaman
makinesindeymişcesine alıp götürecek... DNA'larınızın bir yerlerine
sıkışmış, insanlığın gelişim tarihinin derinliklerine kadar... Bu tur
boyunca konaklama yerleri; misyoner evleri, kiliseler, okullar ve dağ
kulübeleridir. "Irian Jaya bir zaman makinesi. Uzay çağından taş
devrine bir gün içinde gidebiliyor insan. Orası insanın fiziksel ve
zihinsel evrimini en iyi gözlemleyebileceği, kendi soyuna ilişkin gelişim
teorisinin örneklerini bulabileceği bir labarotuar adeta... İnsan eti
yiyen, elbise yerine bitkilerle örtünen bu kabile insanları ile geçirdiğim
bir hafta boyunca insanoğlunun evrimine dair çok şey öğrendiğimi düşünüyorum."
Coşkun ARAL Savaş fotoğrafçısı / Belgeselci '97 Jayapura
|
Hindistan
Ladakh ve Dalai Lama
|
Birçoklarımız için belki de hiç birşey ifade etmeyecek olan Ladakh,
gizemli Hindistan'ın kuzeyinde yer alan ve dünya üzerinde nüfus yoğunluğu
en az olan bölgelerden birisi. Yabancıların ziyaretine 1974 yılında
açılan Ladakh bölgesi, Küçük Tibet olarak ta anılıyor. Ladakh'ta, Çin'in
Tibet'i işgalinin ardından Himalayalar'ı yürüyerek geçip gelen Tibet'li
Budist'ler yaşıyor. Nobel Barış Ödülü sahibi olan ve Tibet'li Budistler'in
efsanevi lideri Dalai Lama, her yıl bu bölgeyi ziyaret ediyor ve bu
ziyaret sırasında binlerce Budist, Budist öğretiler ve Dalai Lama ile
biraraya geliyor... "Himalayalar'ın karlı tepelerini yalayarak
geçen uçağın, Ladakh bölgesinin başkenti Leh'e varmasıyla birlikte,
büyülendim. Bunun nedeni bu dağların ihtişamı mıydı yoksa onları inançla
saran tapınaklar mıydı?.. Yoksa bana şartlar ne olursa olsun gülümsemeyi
öğreten insanlar mıydı, bilmiyorum. Büyülenmemim nedeni belki de hepsiydi.
Tanısın ya da tanımasın bir insanın yolda yürürken size hiç nedensiz
içten bir merhaba demesi bile gününüzü değiştirebiliyor. Kötülüğün yol
bulamadığı bu bölgenin hapishanesinde yalnızca 3 kişinin yattığını öğrendiğimdeki
şaşkınlığımı hala hatırlıyorum. Budist inançlara bağlı olan bu insanların
"hoşgeldin" anlamındaki yağlı çayının tadı ise hala damağımda
ve doğanın birbirinden renkli çiçekleriyle başlarını süsleyen Himalaya'nın
Brokpa kabilesi kadınlarının masada bıraktıkları bir yağlı çay bardağının,
hala dönüşümü beklediğini bilmek çok güzel..."
Meltem İNAN Belgeselci / Gazeteci - '98 Delhi
|
Tabak
Dudaklı Kadınların Ülkesi
|
ETİYOPYA:
Afrika'nın en az turistik ülkelerinden olan Etiyopya'da unutamayacağınız
bir ekspediksiyon... 4 x 4 Toyota Land Cruiser araçlarla gerçekleştirilen
bu tur, insanı, Afrika'nın vahşi doğası kadar sosyal yaşamı ve kültürüyle
de biraraya getiriyor... Zaman zaman Afrika yıldızlarının altında etnik
kabilelere komşuluk yapılıyor, zaman zaman kültürlerin kesişim noktası
olan kentler ziyaret ediliyor.... Başından sonuna 14 gün süren tur,
Addis Ababa'da başlıyor, Arba Minch ve Mago National Park'ta Afrika'nın
vahşi hayatından geniş bir kesite tanıklık ediyor. Afrika'nın en ilginç
etnik guruplarından birisi olan Mursi Kabilesi, kadınların alt dudaklarına
taktıkları kilden diskler ile ünlü... Kendine özgü kabile yaşamları
ve konukseverlikleri ile bu kabile, maceracılara ev sahipliği yapıyor.
Arazi araçlarıyla tam bir Etiyopya ekspediksiyonu gibi tüm ayrıntıların
yakalandığı bu tur, yine Addis Ababa'da sona eriyor. "Etiyopya'ya
giderken kafamda oraya ait açlık haberleri ve ölümü bekleyen insan görüntülerinden
başka birşey yoktu. Uçağımızın Addis Ababa'ya inişiyle başlayan iki
haftalık yolculuğum sonrasında, başlangıçtaki düşüncelerim konusunda
ne kadar yanıldığımı anladım. Binlerce yıllık uygarlıkların bıraktığı
kültür mirası her ne kadar Etiyopyalı'ların bugünkü ekonomik durumlarını
değiştirmese de, davranışlarındaki incelik ve duyarlıktan etkilenmemek
mümkün değil... Özellikle ülkenin kuzeyinde ayak bastığım her toprak
parçası geçmişten bana mesajlar iletiyordu sanki. O günden beri bozulmadan
korunan gelenekler, inançlar ve yapıların her birinde insanlık tarihinin
izlerini sürmek olağanüstü heyecan vericiydi. Güneye indiğimde ise,
bir başka boyuta ışınlandım sanki. Alt dudaklarına taktıkları kilden
yapılmış tabaklarıyla Mursi kadınları ile karşılaşmak, sazdan kulübeler
içinde devam ettirdikleri yaşantılarına bir parça olsun dahil olmak,
bugüne kadar yaşadığım ve unutamadığım en hoş anlardı.
Nevin SUNGUR Belgeselci / Gazeteci - '98 Addis Ababa
|
|