Radisson SAS
Ceylan Inter-Continental
Ist.'daki Residence'lar
Dubai Int. Airport
Lufthansa
Austrian Airlines
Alitalia
Malta
Meleklerin İçkisi
Tapas
İş Seyahatleri Tarihi
Euro
Jet Lag
Fotoğraf Çekme Sanatı

KERVANLARDAN JETLERE :
İŞ SEYAHATLERİNİN ÖYKÜSÜ II

Bölüm:2

Seyahatin tarihi, insanların, yaşadıkları küçük dünyaların dışında başka insanların, daha da  önemlisi başka malların ve hazinelerin olduğunu fark etmeleriyle başlar. İsa’dan önceki yüzyıllar boyunca sadece Akdeniz kıyılarında ve civarında "bataklığın çevresindeki kurbağalar gibi" (Platon) yaşayan günümüz batı uygarlığının kurucuları; ticari hırsları ve meslekleri gereği, merak, keşif ve kendilerini geliştirme dürtüsü, hastalıklarına şifa bulma isteği, misyonerlik ve hac gibi dini amaçlar veya fetih, yağma ve siyasi güç elde etme arzusuyla bilinmeyen, ulaşılmamış menzillere gidip gelmeye başladılar. Bunlar arasında en motive edici unsurların başında  kazanç elde etme hırsı, yani ticaret geliyordu... İsa’dan önceki binyıllarda özellikle Anadolu yarımadası ve çevresinde gelişen ticaret amaçlı seyahat olgusunu önceki sayımızda incelemiştik, bu sayımızda da Romalılar devrinde ve daha sonra coğrafi keşifler döneminin sonuna kadar yaşanan süreci inceleyeceğiz. 
Milattan sonraki ilk yüzyıllarda, Romalılar zamanında, seyahat olgusu neredeyse bugünkü düzeyine ulaşmıştı. Kuzey Denizi’nden Sahra’ya, Atlas Okyanusu’ndan Tuna nehri kıyılarına ve Mezopotamya’ya kadar üç kıtada, ünlü "Via Appia" gibi yaklaşık 90.000 kilometreyi bulan çift şeritli bulvarlar, 200.000 kilometre uzunluğunda arnavut kaldırımı ve bazalt döşeli yollar, geçitler, viyadükler ve tünellerden oluşan bir yol şebekesi kurulmuştu. Yer ve mesafe belirten mil taşları ve yol levhaları, 30-40 kilometrede bir yolcuların konakladıkları hanlar, düzenli gemi hatları, günümüzün seyahat acentelerinin ilk ataları olan "seyahat danışma büroları" bulunuyordu. Hatta yollar, kentler, mesafeler, kıyılar, limanlar, demir atılabilecek yerler, içme suyu kaynakları, çeşitli halkların gelenekleri, lokantalar gibi seyyahlar için gerekli tüm bilgileri içeren ve ilk haritaların temelini oluşturan güzergah haritaları bile vardı. 4. ve 5. yüzyıllarda, Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte yok olan bu olağanüstü seyahat sisteminin düzeyine 19. yüzyıla değin ulaşılamadı. 
11. yüzyıldan itibaren kentler gelişmeye ve kentleri birbirine bağlayan yollar kalabalıklaşmaya başladı. Yoldan çok taşlı patikalara benzeyen, derin tekerlek izleriyle dolu çamur deryası güzergahlarda seyahat etmek zahmetli ve tehlikeli bir işti ve çok yavaş ilerleniyordu. Özellikle Avrupa’da, ulaşım yolu olarak nehirler daha çok tercih ediliyordu. Denizlerde ise, yelkenli Hansa gemileri, Müslüman ve Venedikli tacirlerin ticaret gemileri, tüm risklerine karşın ülkeler ve limanlar arasında köprü oluşturuyorlardı.
Savaşların yarattığı karmaşa, derebeyleri arasındaki düşmanlık, çapulcuların akınları, veba salgınları ve açlık, seyahatin zorluğunu iyice arttırır, zorunlu olmayıp eğlenmek ve dünyayı tanımak amacıyla seyahat edenlere "az rastlanır kaçıklar" gözüyle bakılırdı.
Meslekleri gereği sürekli uzun yolculuklar yapan ortaçağ tacirleri, güvenlik nedeniyle genellikle büyük guruplar oluşturarak seyahat etmeyi tercih ederlerdi. Zamanla, Venedik, Cenova, Marsilya, Anvers, Londra, Lizbon gibi kentlerde toplanmaya ve işlerini bu merkezlerden yönetmeye başladılar.
Bu arada, Hıristiyanlık öncesi dönemlerden beri Akdeniz kıyılarından Çin’e kadar uzanan ünlü İpek Yolu da başta ipek, baharat ve diğer mallar olmak üzere; kültür, sanat, din ve felsefe alanlarında, geleneklerin iletilmesi ve değiş tokuşunda çok önemli bir rol oynadı. Antakya ve Tir’den başlayan İpek Yolu, İran ve Afganistan’ın kuzeyini geçtikten sonra, Pamir bölgesine ulaşıyor ve burada, "Taş Kule" denilen noktada, Doğu ve Batı’dan gelen kervanlar arasında alışveriş yapılıyordu. Bakra’da ayrılan bir kol Hindistan’a varıyor, ana kol Türkistan’ın güneyinden geçip, Çin Türkistan’ında Takla Makan Çölü yoluyla Çin’e, Luoyang bölgesine ulaşıyordu. İpek Yolu’nun batı ucunun kontrolünün tamamen Türklerin eline geçmesi, -biraz da bu sebebin de zorlamasıyla- yapılan coğrafi keşifler ve deniz yoluyla Güneydoğu Asya’ya ulaşılması, zaman içinde İpek Yolu’nun önemini azalttı. 

13. yüzyılda Marco Polo’nun Çin seyahati, 14. yüzyılda İbni  Battuta’nın İspanya’dan Hindistan’a kadar yaptığı seyahatler, 15. yüzyılın sonunda Kristof Kolomb’un Amerika kıtasını -bilmeden de olsa- keşfi, 16. yüzyılda Macellan’ın dünyanın etrafını dolaşması, Vasco da Gama, Bartolomeu Diaz’ın seferleri ve daha niceleri, yeni bir çağ başlattı. Akdeniz çevresiyle sınırlı uluslararası ticaret, tüm dünyayı kapsadı, gözüpek tacirler karadan ve özellilkle denizden, çok uzak diyarlara aylarca süren maceralı yolculuklar yaparak, aldıkları ve sattıkları mallarla dünya çapında yepyeni bir ekonomik, siyasi ve kültürel yapının oluşmasına önayak oldular. 
Yeni deniz rotaları, birbirlerine çok uzak ülkeler arasında çeşitli ilişkilerin kurulmasına ve ticaret ağının dünya çapında genişlemesine neden oldu. Lizbon ve Sevilla gibi dünyaya açılan şehirler, Venedik gibi eski ticaret merkezlerinin yıldızlarını söndürdüler. Ticaret, Avrupa ve Asya’yı birbirine bağladı, bilinmeyen yerlerin keşfini ve Amerika’ya yerleşimi hızlandırdı. Bin tonluk ağır ticaret gemileri, Avrupalı tacirlerin mallarını okyanuslarda taşıyorlardı. Hindistan deniz rotasının çizilmesi, Amerika’nın keşfi ve dünyanın çevresinin dolaşılması, kapitalist temellere dayanan yeni dünya düzeniyle birlikte, siyasal ve toplumsal alanda köklü değişimlerin yaşandığı bir çağın başlangıcını müjdeliyordu...  

 

+++++