Radisson SAS
Ceylan Inter-Continental
Ist.'daki Residence'lar
Dubai Int. Airport
Lufthansa
Austrian Airlines
Alitalia
Malta
Meleklerin İçkisi
Tapas
İş Seyahatleri Tarihi
Euro
Jet Lag
Fotoğraf Çekme Sanatı

GERÇEK BİR MOTİVASYON SEYAHATİNİN HİKAYESİ :

Malta Cumhuriyeti; Sicilya’nın 93 km. güneyinde, Kuzey Afrika kıyılarının 220 km. kuzeyinde ve Akdeniz’in neredeyse tam merkezinde yer alan konumuyla, 316 km2’lik oldukça küçük bir ülke... Maltese Islands adı verilen ve Malta, Gozo ve Comino adalarından oluşan ülkenin nüfusu yaklaşık 380.000. Kilometrekareye 1200 kişi düştüğü için, Malta dünyanın en yoğun nüfuslu ülkelerinden biri sayılıyor.

      

Sihirli sözcükler; "Motivasyon" ve "Takım Ruhu Yaratmak"...

Şirketler son yıllarda motivasyon seyahatleri için giderek artan bütçe payları ayırıyorlar. Ancak yine de, bu organizasyonlar şirketçe gidilen birer seyahat olmanın ötesine geçemiyor.
İşte bu nedenle BTT, ilk sayısından bu yana "takım ruhu yaratmak" konusuna özellikle önem veriyor.
Geçen sayımızda Coca Cola’nın tüketiciye yönelik "Euro 2000" programını sizlere aktarmıştık. Bu sayıda ise, Ocak ayında, bitki koruma sektörünün önde gelen şirketlerinden biri ile gerçekleştirdiğimiz Malta Programı'nı birlikte incelemek istiyoruz.

Bu seyahati ele almamızın nedeni, kendi personelini motive etmek adına, şirket yöneticilerinin profesyonel yaklaşımlarına ve bu yaklaşımlar sonucunda elde edilen başarıya tanıklık etmiş olmamız... 
Öncelikle bu programın gizli hazırlandığını belirtmeliyiz. Bizler ve şirket yönetiminden üç kişi (genel müdür, lojistik müdürü ve insan kaynakları müdürü) dışında hiç kimse nereye gidileceğini bilmiyordu. Tabii ki çeşitli tahminlerde bulunanlar, acentemizi arayarak ağzımızdan laf almak isteyenler oldu. Hatta bazıları, tüm parçaları bir yap boz gibi birleştirerek internet üzerinden araştırma bile yaptılar. Ancak bizce bu gizlilik, şirket içinde yarattığı etki ile  motivasyonu artıran bir unsur niteliğini taşıyordu.
Bu organizasyon için başlangıçta firmaya üç ayrı destinasyon önermiştik. Ancak Malta için vize gerekmiyor olması, destinasyonun gizlenmesi fikrini kolaylaştırıyordu. Ayrıca, Malta’daki acentemizin sunduğu cazip program da seçimi belirlememizde oldukça etkili oldu.
Seçimin hemen sonrasında KD Turizm'den bir yetkili ile firmada bu operasyonu yürüten kişi olan lojistik müdürü Malta’ya uçtular. Amaç tüm programı yerinde görmek ve Malta'da bize servis verecek acente olan CIB yetkilileri ile birlikte otel ve restoran seçimlerini yapmaktı...
Gerekli tüm düzenleme ve ön hazırlıklar tamamlandıktan sonra büyük gün geldi çattı.

1.Gün: İstanbul dışından gelen şirket personelinin kaldıkları otelden, İstanbul’dan katılacakların ise fabrikadan alınmasından sonra havaalanına doğru yola çıkıldı. Havaalanında 97 kişilik gruba, uçak biletleri ve pasaportları dağıtıldı ve merakla beklenen destinasyon açıklandı: Malta...
Malta Hava Yolları ile yaptığımız özel bir anlaşma ile, hem çok erken olan uçak saatini daha geç bir saate aldırmış, hem de aradaki aktarma noktasının kaldırılmasını sağlamıştık. Yaklaşık iki saat süren rahat bir uçuşun ardından Malta Şövalyeleri’nin kalesine vardık.
Havaalanında yerel acentemizin yetkilileri ve rehberlerimiz tarafından karşılandıktan sonra, bizler ve valizlerimiz ayrı ayrı, üç gece konaklayacağımız  dört yıldızlı Corinthia Marina Hotel’e doğru yola çıktık.
Öncelikle otelimizi tanıtalım; Marina Hotel, harika bir koya bakmasının yanı sıra, Malta’daki tüm gece hayatının kalbi sayılan St. Julian’a beş dakikalık yürüme mesafesinde olması nedeniyle de yorulmak bilmeyen grubumuz için ideal bir lokasyondu... Otel genel müdürünün, bizleri karşılaması, ardından hoşgeldin kokteyli ve anahtar dağıtımı sırasında da hazır bulunması, konukseverlik göstergesi olarak önemli bir detaydı.
Kısa  bir dinlenme süresinin ardından,  Maltalı yerel rehberler ve İstanbul’dan  gelen profesyonel rehberlerimiz eşliğinde yarım günlük başkent Valetta turuna hazırdık. 
Şehir merkezindeki eski, karakteristik, sarı ve turuncu renkli otobüsleri, harika liman manzarası ve tarihi mimarisi ile Valetta, gerçekten çok hoş bir şehir...
Öğle yemeği için  tercihimiz yürüyüş mesafesindeki Meridien Hotel’in tarihi dekorasyonlu yemek salonunda alınan  açık büfe oldu.
Öğleden sonra 5 yıldızlı Corinthia St. George otelinin mükemmel toplantı salonunda firma yetkilileri herkesin katıldığı bir toplantı düzenledi.
Akşam yemeği için ise seçimimiz eski bir şato idi. Önceden kuleye çekilen firma bayrağı, havuz başında düzenlenmiş olan kokteyl, şömineli salonda gitar ve mandolin eşliğinde yenilen yemek ve folklor gösterisi, Malta şarapları ile birleşince gerçekten çok sıcak bir ortam yaratılmıştı. Masa altından çıkarılıp paylaşılan rakılar  ise takım ruhu ile ilgili önemli bir sinyal sayılabilirdi.
Ancak yine de en ince detayına kadar planlayarak hazırladığımız program, şirket çalışanları arasında takım ruhu yaratmayı hiçbir şekilde şansa bırakmıyordu.

2. Gün: İlk gün tüm katılımcılara sahte birer program dağıtılmıştı. Buna göre, her gün sabah akşam iki kez şirket toplantısı yapılacaktı. Yine aynı gün  gerçekleşen toplantı, bu konuda son noktayı koymuş ve oluşabilecek tüm ümitleri ortadan kaldırmıştı.
Bu nedenle otoparkta kendilerini bekleyen jeepleri görünce ve en ince detayına kadar planlanmış "Photo Rally" oyununu duyunca tüm katılımcılar, okulu tatile giren öğrenciler gibi sevindiler.
Planımızın ilk bölümünü oluşturduğundan, bu oyunu kısaca aktarmamız gerekiyor.
Şirket yetkilileri ön araştırmalarını yapmışlar ve beşer kişilik takımları ve iyi araba kullanan katılımcıları önceden belirlemişlerdi. 
Her araçta birer çanta bulunuyordu. Çantalarda, bir harita, önceden Türkçe’ye tercüme edilmiş olan bir oyun kitapçığı, bir polaroid fotoğraf makinesi, makas, yapışkan, seloteyp  ve iki Malta poundu vardı. İçinde -yüzmekten, sarı ve kızıl saçların kesilip yapıştırılmasına, bir polis ve hemşireyle fotoğraf çektirmekten, traktöre Türk bayrağı asılarak poz verilmesine kadar- birçok görevin yer aldığı kitapçıklar, katılımcıları hem gerçek bir takım çalışmasına, hem de uzun süre hatırlanacak ve anlatılacak eğlenceli bir maceraya davet ediyordu...
Bu oyunun bitiş noktası olan eski bir kalyondan derlenmiş restoranımızda yarışmacıların jeeplerini beklerken, doğrusu bizler biraz heyecanlıydık. Çünkü, trafiğin sağdan olması fikri bizi baştan beri ürkütmüştü. Ancak yarışmayı tamamlayan grupların teslim ettikleri kitapçıkları ve başardıkları görevleri görünce gözlerimize inanamadık. Gruplar tüm görevleri akla gelmedik yollara başvurarak tamamlamışlardı. Örneğin, polise yalvarıp hastaneye kadar escort etmesini sağlayan bir grup, görevlerden biri olan hemşire ile polisi bir arada fotoğraflamayı başarmıştı. Satış müdürü, otelimizdeki Türk bayrağını "müdürlüğünü" kullanarak ele geçirmiş ve bu yolla bir görevin daha tamamlanmasını sağlamıştı... Sonuç olarak gruplar kazanmak için gerçek bir ciddiyetle çalışmışlar, aynı zamanda da unutulmayacak bir maceraya ortak olmuşlardı.
Yemekten sonra Jeep'lerimizle yeni bir sürprize doğru yol aldık; ağaç dikme töreni!.. Müşterimiz Malta’da bir ağaçlandırma çalışmasına sponsor olmayı kabul etmişti. Gizlilik adına tüm görüşmeler bizim tarafımızdan yürütülüyordu, ancak töreninin yapılacağı parka ulaştığımızda bizim bile şaşkınlığımızı gizleyemediğimiz bir tablo ile karşılaştık. Valinin, iki bakanın, Malta ulusal televizyonunun ve medyasının hazır bulunduğu tören hayal ettiğimizden çok daha öte idi. Ayrıca bir kokteyl düzenlenmiş ve sponsor firma adına bir plaket bile hazırlanmıştı... Kısacası tören, katılımcılar için gerçek bir sürpriz olmuştu.
Akşam yemeği için seçim, Mdina (Arapça şehir manasına geliyor) isimli bir ortaçağ şehrindeki çok eski bir restoran olan Baccus’tü.  Bir gitaristin eşlik ettiği, sur duvarları üzerindeki yemek öncesi kokteylini, hava durumu nedeni ile kısa kesmek zorunda kaldık. 
Otel dönüşünde ise casinoları ve barları ile gerçek bir Malta gecesi  bizleri bekliyordu...

3.Gün: Zengin bir açık büfe kahvaltının ardından "Popeye Village", namı diğer "Temel Reis" köyüne doğru hareket ettik. Temel Reis filminin çekildiği plato burada kurulmuş ve filmden sonra da bozulmamış. Plato köy, halen bir cazibe merkezi olarak turizme hizmet ediyor. Bizler için ise burası, plaj oyunlarının organize edileceği hoş bir mekan oldu.
Onar kişilik takımlar önceden şirket yetkilileri tarafından belirlenmiş ve bu doğrultuda İstanbul’dan getirilen, KD Turizm'in hediyesi olan tişörtler (ayıcıklı, tilkili, pandalı vs.) ve şirket tarafından hazırlanmış renkli bandanalar gruplara dağıtılmıştı.
Köye vardığımızda profesyonel oyun ekibi ve animatörler oyunların set-up’larını kurmuşlardı. (ve -ne olur ne olmaz- sağlık personeli de yerini almıştı.) Detaylarına girmeyeceğimiz, ancak takım çalışması gerektiren beş ayrı etaptan oluşan bu oyunlar, aynı zamanda tam bir eğlence oldu.
Kasabanın lokantasında aldığımız barbekü öğle yemeğinin ve ev şarabının verdiği rehavet henüz başlamadan, oyun ekibi plajda devam edeceğimiz beş aşamalı ikinci etabın sabahkinden çok daha yorucu geçeceğinin müjdesini verdi. Neşeli ve yorgun geçen bir öğleden sonra güle oynaya otele dönüldü.
Büyük sürpriz: Baştan beri gizlilikle yürüttüğümüz bir sürpriz de gala yemeğine giderken tarihi limuzinlerin kullanılması idi. Toplam 26 tane Rolls Royce, Bentley ve Jaguar, otelin önüne dizildi. Geçen Japon turistlerin bile otobüslerini durdurup fotoğraf çektikleri bu görüntü, katılımcılar için de oldukça ilginçti, ancak hiçbiri bu araçların buraya kendileri için geldiğinin farkında değildi. Olayı anladıklarında ise verilen tepkileri anlatmak gerçekten mümkün değil, yalnızca hayal edebilirsiniz... Herkesin kendini çok özel hissettiği bir deneyim yaşamış ve yaşatmıştık.
Gala yemeği için seçilen restoran yine kendine özgü bir karakteri olan hoş bir mekandı. Ancak geceyi güzelleştiren, üç kişilik bir grup ve özellikle zengin repertuarı ve harika sahnesi ile, bize unutulmaz bir gece yaşatan solist Jo oldu. -Bu arada Genel Müdür’ün Blues performansını atlamamak lazım!..-

4.Gün: Son günümüzde akşamki dönüş uçağımıza kadar geçireceğimiz süreyi daha sakin bir programla değerlendirmeyi planlamıştık. O nedenle feribotla Gozzo adasına gidip, burada prehistorik bir tapınak olan Ggantija gezildi. Sinemada Gozzo adasını anlatan bir multimedya izlendi. Daha sonra, bir çiftlik ziyaret edilerek, tarım işleriyle uğraşan bir çiftçi ile bilgi alışverişi gerçekleştirildi. Eski bir çiftlikte yenilen öğle yemeğinden sonra final olarak, Calypso’s Cave’e gidilerek buradaki muhteşem manzara izlendi.
Ve son!.. Dönüş uçağı için geri sayım başladı bile...

 

+++++